Oca 10
Hala okumayı sürdürdüğüm Dan Brown’un Kayıp Sembol isimli kitabında İstanbul’un Kartal F-Tipi cezaevinin geçtiğini gördüm
. Bayağı şaşırdım, tabi iyi bir manayla geçmiyor. Bir roman kahramanın aykırı çocuğu Türkiye’de üstünde uyuşturucuyla yakalanıyor. Daha sonra hapishaneye atılıyor ve hapishanede öldürülüyor
. Özeti böyle geçtiği kısmın tam metni:
MİLYONER SOLOMON TÜRK HAPİSHANESİNDE.
Hapishanenin Soğanlık’ta olduğunu öğrenmişlerdi. Burası İstanbul’un Kartal ilçesinde, acımasız bir F-tipi cezaeviydi. Oğlunun güvenliğinden endişe eden Peter Solomon, onu almak için Türkiye’ye gitmişti. Katherine’in perişan haldeki ağabeyi, Zachary’yi(oğlu) ziyaret etmesine müsade edilmeden, elleri boş dönmüştü. Tek sevindirici haber, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki nüfuzlu tanıdıklarının, Zachary’nin en kısa sürede iade edilmesi için çalıştıklarıydı.
Fakat iki gün sonra Peter’a dehşet verici bir uluslararası telefon gelmişti. Ertesi sabah manşetlerde şöyle yazıyordu: SOLOMON VARİSİ HAPİSHANEDE ÖLDÜRÜLDÜ.
Hapishane fotoğrafları korkunçtu ve medya, Solomon’ların özel defin töreninden sonra bile bunları umursamazca yayınlamıştı. Peter’in eşi, Zachary’yi kurtaramadığı için kocasını asla affetmemişti ve evlilikleri altı ay sonra bitmişti…..
İşte bize bakış açıları böyle
çok iyi reklam oldu İstanbul için
. Ama hakkını vermek lazım güzel kitap. Okumaya devam…
Oca 07
Birçok kez karşılaşmama rağmen tam olarak nedeninin çözemediğim, bana büyük huzursuzluklar veren ve örneğini sol tarafta görebileceğiniz simgelerin ve simgelerin yazılarının saydamlığını yitirdiği bir sorundur kendisi. Ama geçen neden olduğunu farkettim. Meğer artalan görüntüsü “png” formatında olan masaüstünde durum bu hali alıyormuş. Çözüm için aynı resmi .jpg formatına çevirmeniz yeterli.
Bunun için de bir ton program olmasına rağmen indirip kurmakla uğraşmamanız için online resim dönüştürücü sitelerini kullanabilirsiniz. Mesela go2convert . Kolay gelsin…
Oca 04
Birçok webmaster gibi benim de takip ettiğim bir kaç yabancı blog var. Onlardan biri olan tutzone.net’te bugün bir yazı gördüm. Adsense reklamlarını sadece google’dan gelen ziyaretçilere gösterme konusunda tavsiyede bulunan ve bunun nasıl yapılacağını gösteren bir yazı. Henüz denemedim. Ama yine de çeviriyim dedim…
Okumaya Devam »
Ara 31
Her zaman söylemişimdir, en iyi reklam reklam olduğunu hissettirmeyen reklamdır. Bunun nedeni insanımızın yıllardır reklama karşı biriktirdiği kin olabilir
. Nasıl olmasın?
Yıllardır radyoda müziğe ulaşmak için, televizyonda dizilere ulaşmak için, internette içeriğe ulaşmak için reklamı aşmak zorunda kaldılar. Reklam yayıncılar tarafından adeta bir baraj olarak kullanıldı
.
Bunun yanında insanların reklamları yapılan ürünlerden memnun kalmamaları dolayısıyla reklamdaki yanıltıcılık faktörüne kendilerini daha çok inandırmaları da başka bir faktör.
Birde insanların aramadıkları şeylerin reklamını izlemek istemedikleri de var. Adamın araba alacak durumu yoksa araba reklamını izlemek adama sadece üzüntü verir
.
Bu durumlar birleşince reklamcılıkta reklam olduğunu hissettirmeyen reklamlar türedi. Mesela televizyonda sanal reklamlar. “Kurtlar Vadisi” izlerken polat’ın kullandığı araba yada çatıda ki uydu çanağı. Televizyonda ki sanal reklamcılığa başka bir örnek, program girişinde ortasında veya sonunda verilen sponsor tipi programlar. Mesela “Var mısın Yok musun?” izlerken bir bakıyorsunuz Acun çıkıp saçı seyrek bir yarışmacıya saçının seyrekliğiyle ilgili sorular sorarak sanki yarışma devam ediyormuşçasına bir ürün tanıyor. Buna benzer durumlar kadın programlarında da sıkça rastlanıyor. Hatta bazen bir reklamcının bile kolay kolay ayırt edemeyeceği şekilde yapılıyor bu iş. En bilindik örnek soya fasülyesi. Bir gün bir çok kanalda doktorlar çıkıp soya fasülyesi şöle iyidir, böyle güzeldir diyorlar. Sonradan anlaşılıyor ki büyük bir Amerikan şirketinin elinde fazla sayıda soya kalmış
. Tabi halkımız bitiriyor soyaları sağolsunlar
.
Bunun internette de birçok örneği var. Mesela google adsense reklamlarının içeriğe uydurulma çabası. Hiç farketmeden okuyorsunuz okuyorsunuz bir bakıyorsunuz alt satır anlamsız bir şekilde devam ediyor
. Bu kadar iyileri var hakketen… Bundan başka artık bloglarda yayınlanan tanıtım yazıları var günümüzde webmaster kesimi tarafından daha çok site tanıtımı ve backlink eldesi için kullanılsa da bunun değerini bilen şirketler de var. Mesela geçenelerde gillete firması blog yazarlarına deneyimlerini bloglarında yazmaları üzerine traş takımı gönderdi. Tabi onlarda memnun kaldıklarını dile getirerek yazdılar
. Bu ürün kullanımından doğan memnuniyeti “reklam olduğunu hissettirmeyen reklamlar”da daha çok görür olduk. Yine kadın programlarında olsun yarışma programlarında olsun bir ürün memnun olan kullanıcılarıyla beraber çok sık sunuluyor. Bunun internetteki kullanım şekli de özellikle yine bloglarda yapılan bazı siteleri iyi kötü (kötüden azcık tabi ki) yönleriyle blogta tanıtma. Tabi blog yazarının bir site çok hoşuna gidebilir ve bunu tanıtabilir. Ama burda bi faktör olayı değiştiriyor: para faktörü. Blogun pr (pagerank)’sine göre değişen fiyatlarda makale tarzı yazılar yazılıyor ve yayınlanıyor. Bu da ayrı bi “reklam olduğunu hissettirmeyen reklam” türü (yukarıda belirttiğim gibi backlink faydası da var).
Son olarak değinmek istediğim “reklam olduğunu hissettirmeyen reklam” türü ise sosyal ağlarda yapılan çalışmalar sonucu oluşan reklamlar. Facebook’ta kurulan gruplar, şirketlerin facebook, twitter gibi hesaplara sahip olmaya başlaması ve oralardan müşterileriyle irtibata geçebilmesi(aynı şekilde tersi de doğru). Hatta bunun için şirketlerde özel departmanların bulunması. Ne kadar gelir getirebilir ki diye soruyorsanız dell’in başarısını obama’nın sosyal ağda yürüttüğü kampanyayı duymamışsınız (burdan duyabilirsiniz)
. Sosyal ağda yapılan reklam çalışmaları her zaman bu kadar büyük çaplı olmayabilir. Binlerce üyenin bulunduğu bir grupta yöneticinin kendi sitesiymiş gibi veya başka bir sebep ileri sürerek link yayınlaması da bir bir nevi reklam sayılır. Hatta gruplar üye sayılarına göre değer biçilerek webmaster forumlarında satılır. Hiç satılmayacak dedikleriniz bile (bknz: Atatürk ile ilgili, Milli değer biçilmiş gruplar)… Bu yüzden size tavsiyem işinize yaramayan gruba üye olmayın. Ben olmuyordum (uzun süredir face hesabı donuk o yüzden -dum).
Herneyse uzun lafın kısası dikkatimi çeken bi reklam türüydü kendisi hakkında -irdeleyerek- yazmak istedim
. Kolay gelsin…
Ara 19
Bazı mısralar arasında kopukluk var gibi dursada güzel bir şiir..
Öyle bir hayat yaşıyorum ki
Öyle bir hayat yaşıyorum ki ,
Cenneti de gördüm , cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayati en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki ,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki “söz ver kendine”
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki ,
Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım…
Friedrich Nietzsche
Ara 05
Geçen gün internette dolanırken rastladım, gerçekten çok güzel bir şiir. Doğan Özcan’a ait.
Ayarsız bir saat gibi; bozuk…
Ya geç çalıp işleri aksatıyor zaman,
Ya erken çalıyor da huzurumu kaçırıyor.
İçimde bir rüzgâr esiyor; üşüten…
Zamana bir kazık çakıp tutunuyorum.
Sürüklüyor
Zaman öldürüyor geçmişi
Anılar toprak kokuyor.
Durmaya çalışıyorum,
Durmuyor zaman
Hayat kayarken ayaklarımın altından; düşüyorum
Kimi zaman umutluyken basmıyor ayaklarım yere
Çok değil bir zıplama mesafesi
Ve düşüyorum yine kara bulutlardan kaçarken
Ölmüyorum; dizlerimdeki eski yaralar tazeleniyor sadece.
Ölmüyorum;
Her güne topallayarak başlamayı hayat biliyorum sadece.
Ara 04
Ülkemizde haberciliğin niteliğinin düşmesinden olsa gerek; gazetelerde, haber yayınlayan sitelerde boy boy manken resimleri yok şu manken şöyle yapmış fotoğraflarına bak yok şu frikik vermiş fotoları da şurda gibi başlıklarla karşılaşır olduk. Gerçi gazetelerde bu daha çok ikinci sayfada aptalca bir magazin turu arka sayfada ise bir iki manken fotoğrafı şeklinde oluyor. Ha birde iç sayfalarda haber başlığı altında insanların fantezilerini açık bir dille anlatan metinler var ama onların haber olma ihtimali(!) de olduğu için değinmek istemiyorum.
Ama bu iş internet sitelerine gelince çığrından çıkıyor. Haber sitelerinin daha ana sayfasında dikkat çekici fotoğraflar, yok şunun dekoltesi, yok şunun frikiği derken site haber sitesi olmaktan çıkıyor. Hele o galeriler, onlara hiç girmeyelim. Ama bazıları gerçekten insaflı(!) soruyor 18 yaşından büyük müsün değil misin diye
. Hangi siteler bunlar siz de biliyorsunuz, hangileri böyle yapmıyor desek daha mantıklı bir iş yapmış oluruz aslında
.
Durum böyle olunca dedim ki herşeyiyle batıya ve avrupaya dayanmaya çalışan gazeteciliğimiz bunu da mı oralardan peydahlamış. Biraz bakındım: Okumaya Devam »