Oca 10
Hala okumayı sürdürdüğüm Dan Brown’un Kayıp Sembol isimli kitabında İstanbul’un Kartal F-Tipi cezaevinin geçtiğini gördüm
. Bayağı şaşırdım, tabi iyi bir manayla geçmiyor. Bir roman kahramanın aykırı çocuğu Türkiye’de üstünde uyuşturucuyla yakalanıyor. Daha sonra hapishaneye atılıyor ve hapishanede öldürülüyor
. Özeti böyle geçtiği kısmın tam metni:
MİLYONER SOLOMON TÜRK HAPİSHANESİNDE.
Hapishanenin Soğanlık’ta olduğunu öğrenmişlerdi. Burası İstanbul’un Kartal ilçesinde, acımasız bir F-tipi cezaeviydi. Oğlunun güvenliğinden endişe eden Peter Solomon, onu almak için Türkiye’ye gitmişti. Katherine’in perişan haldeki ağabeyi, Zachary’yi(oğlu) ziyaret etmesine müsade edilmeden, elleri boş dönmüştü. Tek sevindirici haber, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki nüfuzlu tanıdıklarının, Zachary’nin en kısa sürede iade edilmesi için çalıştıklarıydı.
Fakat iki gün sonra Peter’a dehşet verici bir uluslararası telefon gelmişti. Ertesi sabah manşetlerde şöyle yazıyordu: SOLOMON VARİSİ HAPİSHANEDE ÖLDÜRÜLDÜ.
Hapishane fotoğrafları korkunçtu ve medya, Solomon’ların özel defin töreninden sonra bile bunları umursamazca yayınlamıştı. Peter’in eşi, Zachary’yi kurtaramadığı için kocasını asla affetmemişti ve evlilikleri altı ay sonra bitmişti…..
İşte bize bakış açıları böyle
çok iyi reklam oldu İstanbul için
. Ama hakkını vermek lazım güzel kitap. Okumaya devam…
Ara 19
Bazı mısralar arasında kopukluk var gibi dursada güzel bir şiir..
Öyle bir hayat yaşıyorum ki
Öyle bir hayat yaşıyorum ki ,
Cenneti de gördüm , cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayati en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki ,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki “söz ver kendine”
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki ,
Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım…
Friedrich Nietzsche
Ara 05
Geçen gün internette dolanırken rastladım, gerçekten çok güzel bir şiir. Doğan Özcan’a ait.
Ayarsız bir saat gibi; bozuk…
Ya geç çalıp işleri aksatıyor zaman,
Ya erken çalıyor da huzurumu kaçırıyor.
İçimde bir rüzgâr esiyor; üşüten…
Zamana bir kazık çakıp tutunuyorum.
Sürüklüyor
Zaman öldürüyor geçmişi
Anılar toprak kokuyor.
Durmaya çalışıyorum,
Durmuyor zaman
Hayat kayarken ayaklarımın altından; düşüyorum
Kimi zaman umutluyken basmıyor ayaklarım yere
Çok değil bir zıplama mesafesi
Ve düşüyorum yine kara bulutlardan kaçarken
Ölmüyorum; dizlerimdeki eski yaralar tazeleniyor sadece.
Ölmüyorum;
Her güne topallayarak başlamayı hayat biliyorum sadece.
Tem 02
Güzel bir afiş, güzel bir özet, güzel bir fragman
. Ama film için aynı şeyleri söyleyemiyeceğim malesef. Film aslında güzel bir senaryoya sahip (sonunu saymassak) . Senaryodan biraz bahsedecek olursak;
Film insanların bir gün bir parkta kendilerini öldürmeye başlamalarıyla başlıyor ve bu gittikçe diğer bölgelere yayılıyor. Devlet bunun bir terorist saldırısı olduğunu düşünüyor, daha sonra da kahramanımız ve yanındakilerle beraber şehirden kaçmaya çalışıyorsunuz. Daha sonra yanınızdakiler bu saldırı denen şey yüzünden kaybediyorsunuz. Sonra ordan oraya sığınıyor ve kaçıyorsunuz. Dikkat ettiyseniz belli bir bölümden sonra hep “sınız” lı yazdım. Merak etmeyin komposizyon hatası filan yapmıyorum. Senaryonun bu kısımları güzel efektlerle sizi filmin içine çekiyor. Sonra mı sonra birden filmden kopuyorsunuz. Aynı aralarda yukarıdan adamın kafasına inen mikrofonları gördüğünüz gibi. Sona gelince zaten bunun bir film değil de Çevrecilerin hazırladığı bir uyarı reklamı olduğunu düşünüyorsunuz. Tabi ki filmde verilen mesajlara birşey demiyorum , gerçekten doğruluk payları var ama başındaki filmle sonundaki reklam pek oturmuyor kafanızda , sonra yanınızdaki sizi bu filme zorla 2′ye 1 oyla sokan 2 arkadaşınıza bakıp , küfrediyorsunuz
.
Geçmiş olsun
.
May 02
Animasyon filmleri arasında en sevdiğim filmdir kendisi. Çıkacak yeni filmle ilgili sinemalar.com’daki özeti direk yapıştırıyorum.
Serinin bu bölümünde kahramanlarımız sıcak bir adadalar ama ters giden şey adanın yöneticisi durumundaki zebra onları adada istememektedir.Diğer yandan fındık aşkı hiç bitmeyen küçük sincap üzerine düşen zaman makinesi sayesinde kendini tarihin derinliklerinde bulur ve fındığını kovalamaya devam etmektedir.
Film 1 Temmuz’da çıkıcak | Web Sitesi | Fragman
Kas 30
İlk önce Ömer Hayyam olarak doğup , geziyorsunuz şehir şehir. Bazen rubailerinizi yazıyorsunuz, bazen yıldızları izliyorsunuz. Bazen yazdığınız rubailer yüzünden suçlanıyorsunuz , bazen de yıldızlarınızla sultana , valiye fal bakıyorsunuz. Bunları yaparken Nizamülmülk’ten taklif alıyorsunuz, Nizamülmülk’e giderken Hasan Sabbah ile karşılaşıyorsunuz , derken zamanlarında biri adaletiyle , biri rubaileriyle ve bilmiyle , biri de dehşet verici katilleriyle dünyada tanınmış 3 adamdan biri olup 3 adamın ilişkilerine bakıyorsunuz. Tabi bunlar olurken devletin siyasal sorunlarıyla , kendi sorunlarınızla ve her zaman olduğu gibi Rubailerinizle vakit geçiriyorsunuz. Sonra geride Rubaiyat adlı bir kitap bırakarak ölüyorsunuz.
Sonra tekrar ismi ömer olan hristiyan bir batılı olarak doğuyorsunuz. İsminizin bu şekilde olmasının nedenin …… Derken romanın yarısını anlattık zaten. Aslında kendimi kaptırdım sonuna kadar yazdım bir kısmını sildim tekrardan
.
Anlayacağınız bu kadar sarıyor kitap. Tavsiye ederim pişman olmassınız
.
Kas 11
Şu Ebru sanatına hayranım o yüzden geçen videolarını izliyim dedim. Youtube’da Gülü Terk videosunu buldum Ebru sanatıyla anlatılıyor gerçekten çok hoş bir izleyin derim.
Okumaya Devam »
Kas 02
En sevdiğim şairlerden biridir Necip Fazıl Kısakürek. Öyle aklıma geldi biraz youtube’den dinliyim dedim. Dinleyince yok böle olmucak siteye de koyiyim dedim. Aha da koyuyorum dinlemenizi tavsiye ederim
.
Okumaya Devam »
Eyl 03
Sizi içinde zeka harikaları bulunan, gerçekten hayran kalacağınız planlarla örülü, sizi şaşırtıcı olaylarla büyüleyen , ömürünüzün bir bölümünde bu olaylar zincirine bağlanacağınız ; gemide giderken, otobüsteyken, yürürken bile okumak isteyeceğiniz bi kitapla tanıştırmak istiyorum “Fedailerin Kalesi: Alamut”. Yaklaşık 1 yıl kadar önce okuduğum bi kitap(belki bi yıl olmamıştır) . Hatırladığım kadarıyla kitabı size anlatmaya çalışıcam. Aranızda eğer tarihi romanları okumaktan zevk alan varsa, emin olun bi kitap ona büyük bir zevk verecektir. Aranızda tarihi romanları okumayı sevmeyen varsa emin olun artık sevecektir (hiç değilse bu tarihi romanı sevecektir
). Kitabın yazarı Wladimir Bartol . Şu aşağıdaki resimde gördüğünüz şahıs….
Kendisi hakkında biraz bilgi vermek gerekirse. 1903 yılında Sloven şehrinde doğdu.
Fransız kültürüyle büyüdü. Felsefe, psikolofi, biyoloji, dinler tarihi konularında eğitim aldı. 2. Dünya savaşı sıralarında yayımladığı eseri fazla ilgi görmedi. Kitap tehlikeli bulunduğu için , ancak el altından satılabilmişti. Savaş döneminde ülkesi Almanlar ve İtalyan faşıstler tarafından işgal edilince, büyük bir mücadele örneği veren Bartol, savaştan sonra , Yugoslavya’da yazarlar birliği başkanlığına seçildi. Yazarın baş eseri kabul edilen Fedailer Kalesi sadece iki baskı yapabilmiş ve Türkçe’ye Atilla Dirim tarafından çevrilmiştir. 1967′de öldü.
Kitaba geri dönelim. Kitap aslında şuan da hala geçerliliğini koruyan intihar bombacılarının başlangıcını anlatıyor. Anlıyacağınız kitapta gerçek bir tarih anlatılıyor. Genel olarak kitaptan bahsedicem.
Hasan Sabbah (namıdiğer Seyduna) , kendisini bir peygamber olarak gösteriyor. Alamut kalesinin fazla bilinmeyen Bakımsız Cennet Bahçelerini özenle Geliştirip içine huri güzelliğindeki kızları yerleştiriyor ve sadece özel eğitimli askerlerine haşhaş vererek Cennet bahçelerine bir kere girmelerine izin veriyor.İkincisi için onlardan bir şey istiyor. Neler istediğini ise kitapta okuyabilirsiniz. Bu kadarı ilgi çekici gelmediyse yazının devamını okuyun. Yalnız Önemli Not “Yazının Devamında Kitabın Bir Bölümünün Özeti Vardır O Yüzden Okumadan Önce İki Defa Düşünün Çünkü Bunları Okumanız Sizi Kitabın Belli Bölümlerinden Zevk Almanızdan Mahrum Bırakabilir :D
.
Okumaya Devam »
Ağu 29
İstanbul’u görüpte aşık olmayan şair yoktur herhalde
. Necip Fazıl Kısakürek’te bunlardan biri ve İstanbul hakkında çok güzel bi şiiri….
CANIM İSTANBUL
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım…
İstanbul,
İstanbul…
Okumaya Devam »